Bizim İnsanlarımız-Dr. Gülseren Budayıcıoğlu

Bizim İnsanlarımız-Dr. Gülseren Budayıcıoğlu

Çok zor bir yıl geçirdik. Stres, ülkemizde kol geziyor.

Nedir stres? Adını koyamadığımız bir korku, huzursuzluk, güvensizlik ve sıkıntı hali.

Oysa her birimizin kendimize ait sorunları, sorumlulukları, umutları ve hayalleri var. Daha huzurlu, daha güvenli bir ortamda yaşamak istiyoruz ancak günümüz dünyası buna izin vermiyor.

Dünya, şimdi de bizim ülkemizi hedef aldı. Bunun hepimiz farkındayız ve bu durum bizi üzüyor, kaygılandırıyor, korkutuyor, gerginleştiriyor ve umutlarımızı kırıyor.  Bizler de bilerek ya da bilmeyerek bu olumsuz duyguları çevremize, yakınlarımıza, bir bahaneyle kızdıklarımıza yani birbirimize yansıtıyoruz.

Neden her gün bir yerleri patlatıyor, insanlarımızı öldürüyorlar, hiç düşündünüz mü? Ne yapmaya çalışıyorlar?

Stres paylaştıkça çoğalan bir duygudur. Hele bunu bir de birbirimize yansıtıyorsak, tıpkı bir virüs gibi içimize girer ve bizleri adeta esir alır. Bizi birbirimize düşürerek içimizdeki korkuyu çoğaltmak, umutlarımızı kırmak, birlik ve beraberliğimizi böylece yok etmek ve bizi kolayca teslim olan bir toplum haline getirmek istiyorlar.

Madem bölünme, parçalanma, yok edilme sırası bize geldi, madem her birimiz bunun farkındayız, öyleyse bir durum değerlendirmesi yapalım. Şöyle bir dönüp kendimize bakalım. Bize yönelen bu düşmanca davranışlarla bizim gibi insanlar nasıl başa çıkar, bunu düşünelim.

Biz, kimiz, neyiz, nasıl insanlarız onu anlamaya çalışalım.

Bir ruh doktoru gözüyle kendimize baktığımda önce ne kadar duygusal insanlar olduğumuzu görüyorum. Bu duygusallığımızı seviyorum çünkü insan zaten bu dünyada duygularıyla yaşarsa ancak o zaman kendini var edebiliyor. Yaşamak sadece yemek içmek, çalışmak, uyumak, gezip tozmak değildir. Yaşamak, her ne yapıyorsak bunu fark etmek, hissetmek demektir. Bizler iyiyi de kötüyü de dibine kadar hisseden insanlarız. İşte bunun için çabuk mutlu oluyor, çabuk gülüyor, ağlıyor, çabuk kızıyoruz. 

Her ne kadar çabuk kızsak, büyük tepkiler göstersek de sonuç olarak merhametli insanlarız. Kin gütmeyiz. Kızdığımız kadar da çabuk affeder, çabuk unuturuz. Duygularımızın çok güçlü olması nedeniyle sadece düşmanlarımıza değil, birbirimize de çabuk kızar ve kavga ederiz.

Bir yanımız çok akıllıyken bir yanımız saftır, çabuk kanarız. Eğrisini doğrusunu fazla araştırmadan bize sunulana çabuk inanırız.  Hemen paniğe kapılır, sonra da konuyu hemen kapatır ve hiçbir şey olmamış gibi kaldığımız yerden yaşamaya devam ederiz.

Kalender insanlarız. Gerekirse azla yetinmeyi bilir, başkalarını aşağılamayız.

Misafirperveriz. Düşmanımız bile olsa başkalarını hiç hesap yapmadan en iyi şekilde ağırlar, gerekirse ekmeğimizi paylaşmaktan çekinmeyiz.

Fedakârız. Kan bağına, aileye önem verir, onlar için elimizden gelenin her zaman fazlasını yaparız.

Bizim toplumumuzda bencillik yoktur. Ben demeyi bilmez, her zaman önceliği yakınlarımıza, sevdiklerimize, saydıklarımıza veririz. Yaşlılarımıza hürmet eder, onları üzmemek adına çoğu zaman kendimiz üzülürüz.

Gani gönüllü, eli açık insanlarız. Kendimiz yemesek de başkalarına yedirmeyi severiz.

Sokaklarımız olmasa da evlerimiz tıpkı yüreğimiz gibi her zaman temizdir.

Çoğu zaman bu günü yaşamak yerine yarınlara yatırım yapar, dişimizden, tırnağımızdan arttırıp biriktiririz.

Dinimize, gelenek ve göreneklerimize bağlıyız, bunlardan ödün vermek istemeyiz.

Tıpkı ailemiz gibi vatanımız da bizim için kutsaldır. Vatan uğruna gözümüzü kırpmadan canımızı veririz.

Sanırız ki bu dünyadaki herkes bizim gibi…

Oysa değil…

Biz onlardan farklıyız.

Medeniyet henüz bizi insanlıktan çıkaramadı.

Bizler işte böyle insanlarız. Ve dünya bu gün, böyle insanların yaşadığı toprakları bölmek, parçalamak istiyor.

Kutsal saydığımız vatanımızı elimizden almak, evlerimize girmek, bizi darmadağın etmek istiyorlar.

Oysa bilmiyorlar ki, bizi bizden başkası yıkamaz.

Biz birbirimize kızar, bazen çok sever, bazen kavga ederiz ama dışardan bir tehlike gelirse işler değişir. En kızdığımızla kardeş olur, birlik olur, gerekirse onun için canımızı vermekten çekinmeyiz.

İşte bunu bilmiyorlar.

Bizler Kurtuluş Savaşı’ndan galibiyetle çıkmış, en perişan günlerimizde bile dünyaya kafa tutmuş, bize kurşun atan düşman askerlerini bile sonradan bağrına basmış bir milletin çocuklarıyız.

Tüm dünyanın hayran olduğu Atatürk gibi bir dahi, işte böyle bir milletin içinden çıktı.

Bunları ne çabuk unuttular.

Yoksa o zaman yapamadıklarını şimdi mi yapmak istiyorlar?

Kağnılarla siperdeki askerlerine ekmek ve silah taşıyan, aralarındaki tüm husumeti bir kenara bırakıp öyle bir ortamda bile birlik olmayı başaran bir ülkeyi bölmek, parçalamak, birbirine düşürmek kolay mı?

Biz o zaman bu savaşı Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, dinli, dinsiz, şehirli, köylü, okumuş, okumamış, kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk hep birlikte, el ele vererek kazanmadık mı?

İşte bu ruh hali içinde tekrar bir araya gelme zamanı…

Aramızdaki anlaşmazlıkları, öfkeleri bir kenara bırakma zamanı…

Stresi, korkuyu umuda çevirme,  birbirimize sarılma zamanı…

Her birimizin tek tek, birey olarak bu savaşa katılma zamanı…

Birbirimize korkuyu değil umudu ve bu ruhu aşılama zamanı…

Dünyaya karşı verdiğimiz bu amansız savaşı hep birlikte kazanma zamanı…

 

Çok değerli ülkemiz insanlarına saygı ve sevgilerimle…

 

Dr. Gülseren Budayıcıoğlu